ATATÜRKCÜ DÜSÜNCE DERNEGI DINAR,Dinaradd

ATATÜRKCÜ DÜSÜNCE DERNEGI DINAR,Dinaradd


mustafa kemal’in ilkeleri

Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

CUMHURİYETÇİLİK

Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk öğe, devlet başkanının belli bir süre için seçilerek iş başına gelmesidir. Bu bakımdan cumhuriyet, başta bir hükümdarın bulunduğu devlet biçimlerinden (monarşilerden) ayrılır. Monarşilerde devletin başı, belli bir aile içinden çıkar, normal koşullar altında, ölünceye kadar iş başında kalır. Yerine gene aynı aileden bir başkası gelir. Her monarşide, aile içinden kimin hükümdar olacağı belli bazı kurallara göre saptanır. Cumhuriyette devlet başkanı belli bir süre içinde seçimle iş başına gelince, ileri gelen diğer kişilerin de seçimle belirlenmesi gerekir. Bunlar genellikle o toplumda yasa koyacak kimselerdir.

Gerek devlet başkanının, gerek yasa koyma yetkisine sahip olanların seçimle iş başına gelmesi şartının kabulü ile cumhuriyet tam anlamıyla belirmiş sayılmaz. Şimdi sorun seçim üzerinde düğümlenecektir. Seçime kimler katılacaktır? Belli bir grup vatandaşa seçme ve seçilme hakkı verilirse belki dış görünüşü bakımından bir cumhuriyetle karşılaşılır. Böyle cumhuriyetler ilkçağ Yunan kent devletlerinde, bazı ortaçağ İtalyan ve Alman bölgelerinde (Venedik, Ceneviz cumhuriyetleri, Hansa kentleri gibi) görülmüştür. Bu tür eski cumhuriyetlerde seçime katılma hakkı sadece belli bir grup vatandaşa verilmişti. Onlar, yaptıkları seçimle iş başına gelen kadroya dayanarak tüm toplumu yönetiyorlardı. Bugünkü anlayışımıza göre bu tür cumhuriyetler amaca uygun birer rejim değillerdir. Onlara aristokratik veya oligarşik cumhuriyetler denilir.
Demek ki, cumhuriyet biçiminin amaca uygun olarak gerçekleÅŸmesi için, belli bir olgunluk yaşına gelmiÅŸ her vatandaşın seçime katılması gerektir. Bu anlamıyla cumhuriyetler Amerika BirleÅŸik Devletleri’nin kurulması ile doÄŸmaya ve ancak büyük Fransız inkılâbından sonra yayılmaya baÅŸlamıştır. Gerçi ünlü düşünürler cumhuriyeti çok önceden kafalarında kurmuÅŸ ve tanımlamışlardır. Ancak uygulama XIX. yüzyılın sonuna doÄŸru ortaya çıkmıştır. Seçme ve seçilme hakkının tüm vatandaÅŸlara tanınması ve uygulamaya geçilmesiyle gerçek cumhuriyet kurulmuÅŸ ve iÅŸlemeye baÅŸlamıştır. Ancak bu devlet biçimini daha iyi ve köklü olarak yaÅŸatmak, seçimin demokrasi ÅŸartlan içinde yapılması ile mümkündür. Yukarıda demokrasinin tanımı görülmüştü, iÅŸte gerçek cumhuriyet demokratik hayatla gerçekleÅŸir.

Osmanlı Devleti, bir cumhuriyet değildi. Padişahlar Osmanlı Ailesi içinden çıkarlardı. Devleti ve milleti yönetme yetkisi kesinlikle padişahındı. Gerçi meşrutiyet döneminde halkın oyu ile seçilmiş meclisler vardı. Ancak bu meclisler padişahın üstünde değildi, tersine, padişah bunların, yani millet isteğinin üzerinde idi. Son karar, son söz kesinlikle padişahındı.
Bu yönetim biçiminin sakıncalarını yaşanılan türlü olaylar göstermiştir. Atatürk, cumhuriyet ilânı ile devlet içinde karar verecek en yetkili ve son makam olarak milletin tanındığını belirtmiştir.

Atatürk, bir cumhuriyet âşığı idi. Daha kimse bu kelimeyi aÄŸzına alamazken, genç Mustafa Kemal, padiÅŸahlık rejimine karşı çekinmeden saltanatın kaldırılıp cumhuriyetin kurulması gereÄŸini söyleyebiliyordu. Hele millî mücadeleye baÅŸlarken bunu açıkça belirtmiÅŸti. Erzurum Kongresi’nin açılacağı günlerde yakın arkadaÅŸlarına cumhuriyetin kurulacağını anlatıyordu. Nihayet bilinen aÅŸamalardan sonra cumhuriyet rejimine kavuÅŸtuk. KiÅŸisel saltanata son verildi.

Atatürk, cumhuriyeti demokrasi içinde İşleyen en ideal bir rejim olarak görmektedir. O şöyle söylüyor: “Demokrasinin bütün anlamıyla ideali, milletin tamamının aynı zamanda yöneten durumda bulunabilmesi, hiç olmazsa devletin son iradesini yalnız milletin ifade etmesini ve belirtmesini ister. Ne yazık ki, milletlerin nüfus çokluÄŸu, düşünce eÄŸitimi düzeyleri, idealin uygulanmasında, idealden büsbütün yoksunluÄŸa yol açacak ihtiyatsızlıklardan kaçınmayı gerektirmektedir. Åžu duruma göre demokrasi ilkesinin en modern ve mantıksal uygulamasını saÄŸlayan hükümet biçimi, cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz, milletçe seçilmiÅŸ meclisindir. Millet adına kanunları o yapar. Hükümete güven oyu verir, ya da vermez, onu düşürür. Millet vekillerinden hoÅŸnut kalmazsa baÅŸkalarını seçer. Cumhuriyette meclis, cumhurbaÅŸkanı ve hükümet bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki yerine belli bir zaman için getiren, irade ve egemenliÄŸin sahibi olan millettir. Gücünün ve yetkisinin Tanrıdan geldiÄŸini ve yalnız ona karşı ahirette hesap verebileceÄŸini varsayan ve devleti, ülkeyi kendine mirasla kalmış bir malikane kabul eden bir hükümdar, kendini her türlü sınırlamadan uzak görür. Böyle bir yönetimde milletin benliÄŸi, özgürlüğü söz konusu dahi olamaz. Åžu duruma göre, yetkileri sınırlı dahi olsa, hükümdarlık biçimi demokrasiye, millî egemenlik ilkesine uygun deÄŸildir”.

Pek iyi anlaşılıyor ki, Atatürk, halkın kendini doğrudan doğruya yönetmesi demek olan demokrasiyi en ideal devlet biçimi kabul etmektedir. Ancak bütün bilginlerin de söyledikleri gibi, halk kendini doğrudan doğruya yönetemez, çünkü bugün milyonlarca kişinin bir araya gelerek her zaman devlet işlerini yürütmeleri mümkün değildir. Öyle ise demokrasiyi gerçekleştirmek ancak cumhuriyetle mümkündür. Cumhuriyette millet, yöneticileri belirli bir zaman için seçer, belli bir süre geçince, hoşnut kalmamışsa, onları görevden uzaklaştırır, işte cumhuriyet demokrasisi budur. Bu rejimin kişisel saltanattan çok daha iyi olduğu kuşkusuzdur.
Atatürk, belli kiÅŸilerin seçimle iÅŸ başına gelip, bir daha iktidardan ayrılmaması demek olan FaÅŸizm ile, milletin tümüne deÄŸil de, sadece birkaç tabakaya dayanarak millet egemenliÄŸini reddeden BolÅŸevizm’e karşı çok açık bir cephe almıştır. Her iki rejimin geliÅŸtiÄŸi bir dönemde millet egemenliÄŸine dayalı cumhuriyete sıkı sıkıya baÄŸlı kalması, yalnız bizim için deÄŸil, tüm insanlık için bir kıvanç kaynağıdır.

Atatürk’e göre, “Türk Milletinin tabiatına ve geleneklerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir”. Atatürk, demokrasinin Osmanlı Saltanatı içinde yeÅŸeremediÄŸini açıkça görmüştür. Demokrasi ancak cumhuriyetle kökleÅŸip geliÅŸebilirdi. Bunun içindir ki, Türk inkılâbının baÅŸ ilkeleri arasında cumhuriyetçilik sayılmıştır. Milletin kendi yönetimi olan cumhuriyete içten baÄŸlılık, yücelme yolunu aÅŸmanın baÅŸ ÅŸartıdır.

——————————————————————————–

Atatürk’ün Cumhuriyetçilik ile İlgili Bazı Sözleri

Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet ÅŸekli demektir. (1933)

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. (1925)

Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

MİLLİYETÇİLİK

Ait olduÄŸu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için diÄŸer bireylerle birlikte çalışmaya, bu çalışmayı ve bilinci, diÄŸer kuÅŸaklara da yansıtmaya “milliyetçilik” denilir. Åžu tanıma göre milliyetçiliÄŸin en önemli öğesi “millet” olmaktır. Öyle ise millet nedir?
Bir insan topluluÄŸuna millet diyebilmek için bazı niteliklerin o toplumda olup olmadığı saptanmalıdır. Bazı anlayış biçimlerine göre, bir topluluÄŸun millet sayılabilmesi için ırk birliÄŸi yetiÅŸir. Bu eksik bir görüştür. Aynı ırktan olmadıkları halde bugün milletlikleri tartışılmaz topluluklar vardır, İsviçreliler ve Amerikalılar gibi, bazılarına göre ise millet olmanın baÅŸ ÅŸartı aynı dili konuÅŸabilmektir. Bu da her zaman doÄŸru sayılamayacak bir görüştür. İsviçre’de üç ayrı dil konuÅŸulur ama bütün İsviçreliler bir millettirler. Buna karşılık aynı dili konuÅŸan pek çok Arap milleti vardır. Iraklılar ile Faslılar aynı dili konuÅŸtukları halde aralarında büyük farklar bulunur, ikisi de ayrı birer millet sayılabilirler.

Kimileri de millet olmanın baÅŸ ÅŸartı olarak din birliÄŸini kabul ederler. KuÅŸkusuzdur ki, artık bu da savunulamaz bir görüştür. Bugün dünyanın en büyük milletlerinden sayılan Japonların içinde çok çeÅŸitli dinler vardır. Gene ayrı birer din gibi kabul edilebilecek Katoliklik ile Protestanlık Almanya’da, Amerika’da yan yana yaÅŸamaktadır. Ama aynı dinden oldukları halde Müslümanlar hiçbir zaman tek millet sayılamamışlardır.

Öyle ise sayılan bütün bu ÅŸartlar bir insan topluluÄŸunun millet olmasına yetmemektedir. Aynı toprak parçası üstünde yaÅŸayan insanların millet olması için ilk ÅŸart, ortak bir geçmiÅŸe, kader birliÄŸine, ortak bir gelecek hedefine sahip olmaktır. Bu, en tutarlı ve geçerli görüştür. Milliyet bağı böylece maddi olmaktan çok manevi bir iliÅŸkidir. Bu görüşü benimseyen Atatürk, milleti şöyle tanımlamaktadır: Bir insan topluluÄŸunun millet sayılabilmesi için “zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaÅŸamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleÅŸtirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiÅŸ, birlikte aynı ümitleri beslemiÅŸ olmaya” ihtiyaç vardır, iÅŸte bu ana ÅŸartları taşıyan bir insan topluluÄŸu millet sayılır. Gene Atatürk’e göre, bu ÅŸartların doÄŸal sonucu, ortak milli bir düşünce, ideal ve en önemlisi ortak dilin ortaya çıkmasıdır. Gerçi dil birliÄŸi millet olmanın baÅŸ ÅŸartı deÄŸildir ama insanları düşünce, ruh ve kültür açısından birbirine baÄŸlayan ana dilin, pek çok millette tek olduÄŸunu da unutmamak gerekir.

Görülüyor ki, Atatürk, Türk milletini ırk veya din esası üzerine oturtmamıştır. Zaten akılcı bir yaklaşımla buna imkân da yoktur, özellikle Anadolu’daki Türk toplulukları baÅŸka ırklarla, yüzlerce yıldan beri kaynaÅŸmış durumdadırlar. Anadolu’nun uygarlıkları birbirine baÄŸlayan bir baÄŸ olması bu sonucu doÄŸurmuÅŸtur.

Atatürk’ün millet anlayışı akılcı ve insancıldır. Atatürk’e göre bir milleti baÅŸka milletlerden ayıran nitelikler vardır. Her millet kendi yetenekleri, kültürü ve imkânları çerçevesinde kendini diÄŸerlerine kabul ettirmek ve mutlu yaÅŸamak zorundadır, iÅŸte bir milletin bireylerinin bu biçimdeki davranışları milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliÄŸinin amacı, Türk’ün her alanda yükselmesi, yücelmesidir.

Atatürk’e göre, “asıl olan millettir, ilham ve güç kaynağı milletin kendisidir. Bir millet için mutluluk olan bir ÅŸey, diÄŸer bir millet için felâket olabilir. Aynı sebepler ve ÅŸartlar birini mutlu ettiÄŸi halde, diÄŸerlerini mutsuz kılabilir”, öyle ise, her millet akıl ve bilim yolu ile yalnız kendi deÄŸerlerini ve çıkarlarını bulmalıdır. “Türk milliyetçisi, geliÅŸme ve ilerleme yolunda ve uluslararası iliÅŸkilerde bütün çaÄŸdaÅŸ milletlere paralel olarak, onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk milletinin özelliklerini, bağımsız kiÅŸiliÄŸini koruyacaktır. Türk Milliyetçisi diÄŸer milletlerin hakkına, bağımsızlığına saygı gösterecektir. Ancak böylelikle diÄŸer milletlerden de saygı görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldır. Türk, büyük gücünü ancak haklarına saldırı olduÄŸu zaman kullanacaktır”.

Atatürk, bütün milletlere saygı duyar, ama onların hepsinin üstünde Türk’ü görür. Ona göre, “Dünya yüzünde Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemiÅŸtir”. Atatürk, tarih alanındaki olaÄŸanüstü çalışmalarıyla Türk’ün geçmiÅŸini aydınlatarak bu görüşe eriÅŸmiÅŸtir. Böylesine üstün bir milletin yurdu da kutsaldır. Vatan sevgisi, milliyetçiliÄŸin önde gelen öğelerindendir; “Vatanımız, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde varlıklarını sürdüren eserleri ile bugünkü yurttur. Vatan hiçbir kayıt ve ÅŸart altında ayrılık kabul etmez ve bütündür”.

Mademki vatan kutsaldır ve bir bütündür, öyle ise “memleketi doÄŸu ve batı diye ikiye ayırmak doÄŸru deÄŸildir”. Çünkü yurdumuz kutsaldır. “Yurt toprağı, sana her ÅŸey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen, Türk milletini ebedi hayatta yaÅŸatmak için feyizli kalacaksın”.

Atatürk’ün Türk milliyetçiliÄŸi üzerinde bu kadar çok durmasının derin sebepleri vardır. Bu sebepler de gene tarihten kaynaklanmaktadır.
Türklerin dünya tarihine ve uygarlıklara yaptığı üstün hizmetler bilinmektedir. Ama ne yazık ki, Türklerin kurduğu en büyük, en görkemli
devletlerden Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun yapısı, tam bir milliyetçilik anlayışının doÄŸmasına imkân vermemiÅŸtir.

Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda her bakımdan birbirinden farklı çok çeÅŸitli uluslar yaÅŸardı. Bunu biliyoruz. XVIII. yüzyıl sonlarına kadar dünyada milliyet ilkesi pek bilinmiyordu. Gerçi devletler kuran milletler, kendi yaÅŸama biçimlerini, kültürlerini, anlayışlarını geliÅŸtiriyor, dillerini kullanıyorlardı, bağımsızlıklarını koruyorlardı. Ancak bunları belli bir millete baÄŸlı olma bilinci içinde deÄŸil, belki toplumsal bîr zorunluluk olarak yapıyorlardı. Millete benlik veren milliyetçilik deÄŸil, din idi. Her millet mensup olduÄŸu dinin buyruklarına ve kalıplarına uyarak yaşıyordu.

XVII. yüzyıldan itibaren Batı’da iyice güçlenen akılcılık, aynı zamanda milliyetçiliÄŸi doÄŸurmuÅŸtur. Batıda, çeÅŸitli milletlere mensup olan düşünürler, her milletin diÄŸerinden farklı olduÄŸunu görmüşler, insanları dinin deÄŸil, milliyetin ilk planda birbirine baÄŸlamasının akla uygun olduÄŸunu anlamışlardır. Böylece milliyetçilik Batı’da geliÅŸerek siyasal hayata girdi. XVIII. yüzyıl sonunda çıkan Fransız İhtilâl ve onu izleyen büyük inkılâpla, milli devlet ve dolayısiyle milliyetçilik hızla bütün dünyaya yayılmaya baÅŸladı.

Özellikle çok uluslu devletler için milliyetçilik akımı bir felâketti. Milliyetçilik akımının çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluÄŸu için önem taşımış, imparatorluk sınırlan içinde yaÅŸayan ve Türk olmayan çeÅŸitli uluslar bağımsızlık isteÄŸi ile ayaklandılar. Osmanlı devlet adamları buna karşı bir çare aradılar: Din ayrımını kaldırarak ülkede yaÅŸayan herkesi “Osmanlı” ilân ettiler. Ama bu kesin bir çözüm yolu deÄŸildi. Milliyetçilik bir büyük akımdı ve bu hareketi böyle bir davranışla önlemek mümkün deÄŸildi. Nitekim ülkede yaÅŸayan uluslar birer ikiÅŸer ayaklanarak Osmanlı yönetiminden kopuyor, kendi milli devletlerini kurarak bağımsızlıklarını ilân ediyorlardı.
Bu durum karşısında bazı Türk düşünürleri milliyetçilik akımının önlenemeyeceğini anlamaya başladılar. Şimdi yapılması gerekli olan, elde kalan ve üzerlerinde Türklerin yaşadığı vatan topraklarım, yeni milli devletlerin sataşmalarından kurtarmaktı. Hiç değilse bundan sonra Türk, vatanına sahip çıkmalıydı. Böylece, imparatorluk sınırlan içinde yaşayan çeşitli milletler arasında en son, Türklerin milliyetçilik anlayışı doğmuştur. Bu da XX. yüzyıl başlarına denk düşmektedir.

Türk milliyetçiliği doğarken, yalnız Türklerin değil, bütün Müslümanların tek millet olması gereğini ileri sürenler de çıktı. Ama Müslüman Osmanlı vatandaşı olan Arapların Birinci Dünya Savaşında, Hıristiyan düşmanlarımızla iş birliği yaparak bizi arkadan vurmaları, milletin dine dayandırılamayacağını çok açık ve acı biçimde göstermiştir.

Atatürk, yeni Türk Devleti’ni kurduÄŸu vakit durum bu idi. Bütün millete Türklüğünü anlatmak, göstermek, bu çok önemli konu üzerinde durmak gerekiyordu. Artık çok uluslu Osmanlı Devleti tarihe karışmıştı. Anadolu’da ve DoÄŸu Trakya’da yalnız Türkler yaşıyordu. Atatürk, Lozan Konferansında Türkiye’de yaÅŸayan Rumları Yunanistan’a yollamayı baÅŸarmıştı. Engin ve büyük bir tarihe sahip olan Türkler, artık Türkiye’de en yüksek oranda çoÄŸunlukta idiler. Milli devlet kurulabilirdi. Bu bölümün başında belirtildiÄŸi gibi, her millet kendi yücelmesini, kendi yetenekleriyle saÄŸlar. Bunun için de katıksız bir milliyetçilik gereklidir.

Atatürk, yaÅŸadığı sürece hep Türk milliyetçiliÄŸini geliÅŸtirmeye çalışmıştır. “Ne Mutlu Türküm diyene” sözü, milletimiz yaÅŸadıkça anlamı yücelecek çok üstün bir görüşün simgesidir.

——————————————————————————–

Atatürk’ün Milliyetçilik ile İlgili Bazı Sözleri

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir. (1930)

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli olur. (1923)

Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik değildir. (1920)

HALKÇILIK

Bir milleti oluşturan, çeşitli mesleklerin ve toplumsal grupların içinde bulunan insanlara halk denir. Bu akımdan halkçılık ilkesi hem
cumhuriyetçilik hem de milliyetçilik ilkelerinin zorunlu bir sonucudur.

Atatürk’e göre millet ile halk aslında tek anlama gelmektedir. Halkçılık ise millet içindeki çeÅŸitli insan gruplarının çıkarına ve yararına bir siyaset izlenmesi, halkın kendi kendini yönetmeye alıştırılmasıdır.

Halkçılık, cumhuriyetçiliğin doğal bir sonucudur denildi ki, bu çok doğrudur. Cumhuriyet, halkın kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi anlamına gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi, bir halk rejimi olmaktadır.
Aynı biçimde, halkçılık, milliyetçiliğin de bir sonucudur. Millet halktan oluştuğuna göre, milliyetçilik, Türk halkının mutluluğu için çalışmak, ortak geçmişe ve geleceğe halkla birlikte bağlanmak demektir.

Atatürk, daha TBMM açılır açılmaz, yeni kurulan devletin bir halk devleti olduğunu belirten pek çok konuşmalar yapmıştır. Artık halk, bir kişi tarafından yönetilmemekte, kendi kendini yönetmektedir.

Halkçılık ilkesinin uygulanması ayrıca, toplumda hiç kimsenin diğerinden üstün olmamasının, kanun önünde kesin eşitliğin kabulü anlamına da gelmektedir. Gerçek halkçılıkta hiçbir toplumsal gruba, zümreye ayrıcalık tanınmaz. Halk her bakımdan birbirine eşit kimselerden oluşur.
Bugün bazı rejimler halkı yalnız belli bir grup insandan ibaret saymaktadırlar. Bu rejimlerin adı olan halk cumhuriyeti yanıltıcıdır. Çünkü sadece belli bir grup halkın devleti anlamına gelmektedir. Gerçek budur. Ama Atatürkçü halk devletinin uzaktan yakından böyle bir anlam taşımadığı ve belirtmediği hemen söylenmelidir.

Atatürkçü halk devleti, Türk halkının tümünü, yani Türk milletini kapsamına alır. Böyle bir halkçılık anlayışı, gerçek demokrasinin kurulması için gerekli olan ortamı en iyi biçimde hazırlar.

——————————————————————————–

Atatürk’ün Halkçılık’la İlgili Bazı Sözleri

İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)

Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum istemidir. (1921)

Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir. (1923)

LAİKLİK

Türk ve yabancı bütün bilim adamları Atatürk inkılâbının en önemli öğesi olarak laikliği kabul ederler. Gerçi Türk inkılâbı, içinde taşıdığı ilkelerle bir bütündür. Ama bu bütünün dayandığı iki ana temel, milliyetçilik ve laiklik, öteki ilkeleri sağlamlaştırır.

Laikliğin kısa tanımı, daha önce belirlenmişti. Yeniden özetleyecek olursak, laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır.

Çok uzun bir zaman hemen hemen bütün insan toplulukları, dinlerin koyduğu esaslara göre yönetilmişlerdir. Çünkü insanların akıl ve bilim alanlarında olgunlaşması kolay olmamış, uzun bir zaman almıştır. Bu dönemde insanlar, kendi akıl ve iradeleri dışında kalan birtakım güçler tarafından yönetildiklerini kabul ederek rahatlamışlardır. Bu sebeple, devletlerle özdeşleyen dinler ve din adamları, giderek büyük ölçüde güçlenmiş, gelişen insan zekisinin önüne engeller koyarak varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır.

Dinler, inanç kavramına dayanırlar, ister ilkel olsun, ister gelişmiş, her dinin temeli belli varlıklara ve olgulara tartışmadan inanmaktır, insanlar özellikle ölüm gibi en ürkütücü olay karşısında inanç dünyalarını zenginleştirmiş, dinsiz yasayamaz duruma gelmişlerdir. İnsanoğlunun evren ve ölüm karşısındaki çaresizliği, zengin inanç sistemleri doğurmuştur. Bu çaresizliğe karşı tek sığınılacak yerin din oluşu, dinlerin insanları yönetmesi sonucunu vermiştir, ilk zamanlar için bu bir zorunluluktu. İnsanlar arasında düzen ve barışı sağlamak için dinin buyruklarına ihtiyaç vardı. Ölümsüzlüğe erişmek isteyen insanları, hayatta iyi davranışlara yönlendirmek için dinler hukuk kuralları da koydular ve bu kuralların uygulanmasına titizlik gösterdiler.

Özellikle ileri dinlerin koyduğu baş hukuk kuralları, aynı zamanda evrensel ahlâkı da yansıtır. Hiçbir din, insanlara erdemsiz yaşamayı, hırsızlığı, yalancılığı, zinayı, adam öldürmeyi buyurmaz. Tersine, bütün dinler ahlâklı ve erdemli yaşamayı buyururlar. Dinler arasındaki farklılıklar, Tanrı ve ibadet anlayışından kaynaklanmaktadır. Böylece her din, tek ve üstün gerçeği temsil ettiğini ileri sürdüğünden dinler arasında bir birlik görülmemektedir.

Çok ileri ve üstün bir din olan İslâmlık, kısa sürede inanç sistemini birçok millete benimsetmiÅŸtîr. Hazreti Muhammed’in ölümünden sonra Müslümanlık hızla geliÅŸti. Büyük İslâm bilginleri, ilkçağın akılcı filozoflarını yeniden gün ışığına çıkardılar, öyle ki, Batılı bilginler bu filozofları Müslümanlardan öğrendiler. Müslümanlık bu akıl çağında büyük aÅŸamalar yaptı. Tanrının insanlara doÄŸru yolu görmesi için akıl verdiÄŸini söyleyen bilginler, İslâm dininin ilerlemesinde büyük rol oynamışlardır. Onları destekleyen halifeler de çıkmıştır. Böylece Müslümanlık aÅŸağı yukarı üç yüz yıl Tanrının gösterdiÄŸi yolda geliÅŸmiÅŸtir. Akla dayanan bu geliÅŸme sırasında İslâm Hukuku da günlük hayata uydurulmuÅŸtur. Ne yazık ki, bir süre sonra bu geliÅŸme durdu, İslâm dünyasında aklın yerini, tutucu ve durgun bir inanç kapladı. Bu görüşün sahipleri, akıl yolu ile deÄŸil, sadece inançla yaÅŸamak gerektiÄŸini savunuyorlardı. Bu görüş kısa sürede yaygınlaÅŸtı, İslâm dini ve hukuku donup kaldı. Buna karşılık akıl yolunu Müslümanlardan öğrenen Batılılar, bu esasları geliÅŸtirmekteydiler.

İşte Türkler Müslüman oldukları vakit, İslâm dünyasında durgunluk baÅŸlamıştı. Türkler, üstün yetenekleriyle kısa sürede İslâm dünyasına egemen oldular. Çok içten inandıkları Müslümanlığı Hıristiyanlara karşı korudular, İslâmlığı Anadolu’ya ve Balkanlar’a yaydılar, ama onlar güçlerinin doruÄŸunda iken Batı’da da akıl çağı baÅŸlamıştı. Büyük akılcılar, bir zamanlar Müslüman bilginlerin dedikleri gibi Tanrının insanlara verdiÄŸi en büyük hazine olarak akılı gördüler. Böylece Batı’da bilim ve hukuk akla dayandırılmaya baÅŸladı. Burada hemen ÅŸunu belirtmekte yarar vardır: Bu büyük akılcı akıma karşı, orada da kilise direnmiÅŸtir. Ancak bu direnme yeni mezheplerin (Protestanlık) doÄŸmasına yol açmıştır. Bu yüzden Hıristiyan dininin bir bütün olarak akılcılığa karşı durması imkânı kalmadı. Kilise giderek yenilikleri kabul etmeye baÅŸladı. Nihayet XVIII. yüzyıl sonunda çıkan Fransız İhtilâli ile laiklik, devlet ve hukuk düzenine egemen oldu. Yani devlet, dinin etkisinden arıtıldı. Ama ayna zamanda din özgürlüğü de kabul edilerek, devletin vatandaşın vicdanına karışmayacağı, herkesin inancında serbest olduÄŸu esası konuldu.

Osmanlı Devleti’nin bu geliÅŸmenin dışında kaldığını biliyoruz. Atatürk belki de İslâmlığın parlak çağına dönüş yaparak, zamana ve akla uymayan, eskiyen hukuk kurallarını bir yana bırakarak devleti laikleÅŸtirmiÅŸtir. Ama İslâmlığın inanç ve ibadete dayanan kurallarına hiç dokunmamıştır.

Atatürk kesinlikle dinsiz deÄŸildi. Åžu sözleri söyleyen Atatürk’ün dinsiz olduÄŸu, laiklikle dinsizliÄŸi getirdiÄŸi söylenebilir mi? :”Tanrı birdir, büyüktür. Bizim dinimiz en makul (akla uygun) ve tabii (doÄŸal) bir dindir. Ve ancak bundan dolayı da son din olmuÅŸtur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gerektir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur… Ey millet, Allah birdir, sanı büyüktür. Peygamberimiz, Efendimiz Cenabı Hak tarafından insanlara dinin gerçeklerini bildirmeye memur ve elçi olmuÅŸtur… İnsanlara feyz ruhu vermiÅŸ olan dinimiz akla, mantığa, gerçeÄŸe tamamen uyuyor. Bu sebeple en mükemmel dindir… Varlık dünyasının bütün kanunlarını yapan Cenab-ı Haktır… Dinime, gerçeÄŸin kendisine nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum”. Atatürk bunlar gibi daha birçok söz söylemiÅŸtir.

Atatürk’ün akla uygun bir uygulama istediÄŸini belirten ÅŸu sözleri, ne derin anlamlar taşımaktadır: “Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler modern olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannı (düşünce)dır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı; İslamların kâfirlere tutsak olmasını istemek deÄŸil de nedir?”
“Bizim dinimiz milletimize, düşkün, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Tam tersi, Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve ÅŸerefini korumalarını buyuruyor… Bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardır. Bu miyar ile hangi ÅŸeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi ÅŸey ki, akla, mantığa, toplumun çıkarlarına uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur, o ÅŸey dinîdir. EÄŸer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduÄŸu bir din olmasaydı, en mükemmel ve en son din olmazdı”.

Görülüyor ki, Atatürk bilgisiz ve çıkarcı kimselerin milleti din adına sömürmesine karşıdır. O, devlete, hukuka ve bilime can verecek kuralların akla, mantığa uygun olmasını istemektedir. Atatürk, daha 1927 yılında dinin siyaset aracı olarak kullanılmasından doÄŸacak sakıncaları ve çıkar düşkünlerini şöyle anlatmıştır: “Masum halka beÅŸ vakit namazdan baÅŸka, geceleri de namaz kılmayı vaaz etmek ve öğütlemek, belki de ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından vâki olursa, bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu?” Atatürk’ün yıllarca önce söylediÄŸi bu sözler ne kadar düşündürücüdür.

Laiklik devletin temeli olunca, akla dayanan uygulamalarla millet zaman yitirmeden çalışma ve kalkınma imkânı bulur. Devlet vatandaşın inancına karışamaz; daha Önce de belirtildiÄŸi gibi inançlar çeÅŸitlidir. Herkesi bir doÄŸrultuda inanca zorlamak olmaz. Bu herÅŸeyden önce demokrasiye aykırıdır. Demokrasi, bir özgürlük rejimidir. Bu sebeple demokrasilerde devletin tek bir dini vatandaÅŸlara benimsetmeye çalışması düşünülemez. Bu davranış demokrasi kavramına uymaz. Hem Kur’an “dinde zorlama yoktur” diyor. Bundan baÅŸka Kur’an ve Hazreti Muhammed devlet yönetiminde akla dayanılmasını isteyen pek çok buyruklar vermiÅŸtir.

Demek ki, laiklik vatandaş inancının en sağlam güvencesi oluyor. İnanç özgürlüğü devletçe sağlanıyor. Herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayrı tutmak gerekir. O tür rejimlerde devlet dine karşıdır. Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gereken her türlü tedbiri alır. Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir din ve inanç özgürlüğü vardır.
Türk Devleti aynı zamanda nüfusumuzun yüzde doksan beÅŸinden fazlasının inanç sahibi Müslüman olduÄŸu gerçeÄŸini de görmüştür. Müslümanların inanç ve ibadet hizmetlerini devlet yüklenmiÅŸtir. Din eÄŸitim ve öğretimi yapan kurumlar açılmış, buralarda Atatürkçü, aydın, akılcı, laik din adamları yetiÅŸtirmeye hız verilmiÅŸtir. Hiçbir dönemde Anadolu’da Cumhuriyet dönemindeki kadar cami yapılmamıştır.

Türk milleti ve Devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağın gereği olan akıl ve bilim kavramlarının yolunda, insancıl bir laikliği benimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüş mümkün değildir. Böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur.

——————————————————————————–

Atatürk’ün Laiklik ile İlgili Bazı Sözleri

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir. (1930)

Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)

DEVLETÇİLİK

XX. yüzyılda dünya devletleri daha mutlu yaşamak imkânlarına kavuşmak için üretimi artırma gereğini duydular. Bunun için de başlıca üç yöntemin uygulanmasını öngördüler. Bunları kısaca gözden geçirelim:

Liberal Ekonomi: Bu tür ekonomilerde üretim için gerekli olan sermaye, üretim etkinliği ve üretilen malların dağıtımı tümüyle bireylere bırakılmıştır. Liberal ekonomi görüşüne göre, ekonomik hayatın kendiliğinden işleyen yasaları vardır: Üretim, mallara olan isteğe bağlıdır, istek ise, üretimin az veya çok olmasını sağlar. Devlet bu kuralları yönlendirmeye karışmamalıdır. Devletin görevi yurdu savunmak, eğitim İşlerini düzenlemek, adalet dağıtmak gibi alanlarda kalmalıdır. Devlet ekonomik hayata katılırsa az önce belirtilen denge bozulur. Gerekirse devlet, ancak büyük bunalımları gidermek için ekonomik hayata girmeli, bunalım geçince de gene çekilmelidir. Büyük ekonomik güce sahip olan kapitalist ülkeler, liberal görüşü uygulayarak bugüne kadar gelmişlerdir.

Sosyalist Ekonomi: Bu tür görüşü uygulayan ülkelerde hem sermaye, hem üretim doğrudan doğruya devletçe sağlanır. Kişilerin üretim araçlarına sahip olmaları yasaktır. Devlet tüm sermayenin sahibidir. Bütün ekonomik hayat, devletin öngördüğü biçimde düzenlenir. Malların dağıtımını da devlet yapar. Bazı ülkeler temelde bu görüşü benimsemişlerdir.

Ilımlı Ekonomik Sistemler: Dünyanın hızla değişen şartları hem liberalizmin, hem de Sosyalizmin katıksız bir biçimde işleyemeyeceğini göstermiştir. Bu bakımdan liberal rejimlerin bazılarında, devlet ekonomik hayata artan ölçüde girerken, sosyalist sistemde de yumuşamalar göze çarpmaktadır. Böylece her iki guruptan bazı ülkeler rejimlerinin temelini bozmadan önemli sistem değişikliklerine girmektedirler.

Devletçilik: Atatürk ilkelerinin arasında bulunan devletçilik, bir ekonomi siyasetidir. Yukarıda anlatılan rejimlere benzemez. Milli özelliklerimize uyan, gerekli kalkınmayı sağlayacak bir model olan devletçiliğin hangi şartlar altında nasıl doğduğu belirtilmişti. Bunun için burada devletçiliği kısaca değerlendireceğiz.

Devletçilik, temel anlamıyla devletin ekonomik hayatın içine girmesidir. Ama bu yapılırken sosyalist model benimsenemez. Elinde sermayesi olan vatandaşlar, birkaç alan dışında, diledikleri biçimde üretime katılabilirler. Devlet bunlara engel olmadığı gibi üstelik gereken tedbirleri alarak işlerini kolaylaştırır, kişileri üretim ve ticaret işine özendirir.

Ancak bilindiÄŸi gibi, hızla sanayileÅŸme cumhuriyetin ilk hedeflerindendi. Büyük temel sanayi kuruluÅŸları yapmak için özel ellerde sermaye yoktu. Bu yüzden devletçilik doÄŸdu. Devlet pek çok sanayi iÅŸletmesini kendisi kurdu, çalıştırdı ve geliÅŸtirdi. Bir yandan da uyguladığı para ve kredi politikası ile özel kiÅŸileri başıboÅŸ bırakmadı. Böylece devlet ile vatandaÅŸ, üretim iÅŸini birlikte düzenlediler. Bu iÅŸbirliÄŸi sonucu Türkiye örnek bir ülke durumuna gelmiÅŸti. Son araÅŸtırmalar, Türkiye’nin 1930 yılına kadar uyguladığı devletçilik siyaseti ile en hızlı kalkınan üç ülke arasına girdiÄŸini göstermektedir. 1029 yılında, 100 olan Türkiye ve dünya sanayi üretim indeksi, 1939′da Türkiye’de 196′ya eriÅŸmiÅŸtir. Dünya ortalaması İse 119′dur. Bu geliÅŸme tablosunda Türkiye’nin yeri, Rusya ve Japonya’dan sonra gelmektedir. Böylece 1927′de 1000 olan milli gelirimiz, hızlı nüfus artışına raÄŸmen, 1939′da 1625′e yükselmiÅŸtir.

Sermayesi olmayan, dışarıdan yardım almayan, kaynakları sınırlı, teknolojisi geri Türkiye’nin 1939 yılına kadar saÄŸladığı bu geliÅŸme Atatürk’ün akılcı ve milliyetçi görüşlerinin bir eseridir. O, özel giriÅŸimleri desteklerken, devleti de ekonomik hayata katmış, her iki alan birbirlerini tamamlamışlardır.

İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine bu geliÅŸme durdu. SavaÅŸ sonrasında ise devletçilik ilkesi yeniden ve amaca uygun biçimde iÅŸletilip ihtiyaçlara göre düzenlenmedi, politika aracı yapıldı. Bu yüzden özel alanla devlet alanı arasındaki denge bozuldu ve ekonomik hayata bir karga ÅŸa geldi.

Atatürk’ün baÅŸ ilkelerinden devletçilik, Türkiye’yi ekonomik bakımdan kalkındıracaktır, yeter ki gerektiÄŸi gibi uygulanabilsin.

——————————————————————————–

Atatürk’ün Devletçilik ile İlgili Bazı Sözleri

Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)

Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir. (1937)

İNKILÂPÇILIK

İnkılâp, bir toplumun önemli kurumlarını kısa bir süre içinde değiştirip kendini yenileştirmesi atılımıdır. Tarihte önemli, büyük inkılâplar görülmüştür. Atatürk yönetimindeki Türk Milleti de tarihteki en önemli İnkılâplardan birini gerçekleştirmiştir.

Bir toplumda durup dururken inkılâp yapılmaz, inkılâpların tarihten gelen büyük sebepleri vardır. Türkler bir zamanlar çağın Önemli devletlerinden birini kurmuÅŸlardı. Bu devlet yüzlerce yıl dünyanın sayılı güçlerinden biri olarak kaldı. Ama Batı’da geliÅŸen akıl ve bilim çağına ayak uyduramadığı için geride kalmaya, güçsüzleÅŸmeye baÅŸladı. Çok uluslu bir yapıda olduÄŸundan milli bir birlik kuramadı. Devleti kurtarmak isteyenler, hep eski düzen ve belli kalıplar içinde deÄŸiÅŸiklikler yaptılar. Oysa yapıyı deÄŸiÅŸtirmek gerekti ve bu kaçınılmazdı.

Birinci Dünya Savaşı sonu yenilgi ve parçalanma, Atatürk’e, Türk milletini bir araya getirip mücadele etme ve yapıyı yenileme düşüncesini ve bunu gerçekleÅŸtirme azmini vermiÅŸtir. Eski yapıyı yeniden kurmak mümkün olmadığı için ardarda büyük inkılâplar yapılmıştır.

Atatürk’e göre “inkılâp milletin esenliÄŸi için halk adına yapıldı”. “Yaptığımız ve yapmakta olduÄŸumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlamı ve biçimiyle uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir”. Öyleyse inkılâp, modernleÅŸme ve çaÄŸdaÅŸ uygarlık düzeyine ulaÅŸmak için yapılacaktır. Gerçekten, gördüğünüz büyük yenilik hareketleri, hep inkılâpçı bir tutum ve davranışla yapılmıştır.

Türk Milleti iyiye, doÄŸruya, güzele daha fazla yaklaÅŸmak, bunlara eriÅŸmek için inkılâpçılığa baÄŸlı ve tam bir inkılâpçı olarak kalmalıdır. Öyleyse inkılâpçılık nedir? Atatürk’e göre, “gerçek inkılâpçılık onlardır ki, ilerleme ve yenileÅŸme inkılâbına sevk etmek istedikleri insanların, ruh ve vicdanlarındaki gerçek eÄŸilime nüfuz etmesini bilirler”.

Demek ki, inkılâpçı, ruhlara ve vicdanlara seslenecek, insanları bu yolda yönlendirecektir. Atatürk inkılâbını sürdürebilmek, inkılâpçı ruh ve yapıyı, coşkuyu her zaman duymakla, hedefleri belirleyip bu hedeflere ulaşma yolunda çalışmakla olur.

Türk İnkılâbının üstün ve yüce amacını her zaman kavramaya çalışmalıdır. Durmadan ve her zaman yenilik yolunda ileriye doÄŸru gidilecektir, iÅŸte Atatürk’ün temel ilkelerinden biri de budur. Türk inkılâbının korunması, geliÅŸtirilmesi ve ilerletilmesi ÅŸarttır. Atatürk bundan emindi ve şöyle diyordu: “İnkılâbın hedefini kavramış olanlar, daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır”.

Evet, bu özlü sözlerin ışığında, bilinçli inkılâpçılık Türk Milletinin geleceği olmalıdır



Mustafa Kemal Hayati

Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

ATATÜRK’ün HAYATI Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doÄŸdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleÅŸtirilmiÅŸ Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleÅŸmiÅŸ eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliÄŸi ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beÅŸ kardeÅŸinden dördü küçük yaÅŸlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına deÄŸin yaÅŸadı.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime baÅŸladı, sonra babasının isteÄŸiyle Åžemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla ÇiftliÄŸi’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime baÅŸladı. 1902 yılında teÄŸmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Åžam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907′de KolaÄŸası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay BaÅŸkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay BaÅŸkanlığı emrinde çalışmaya baÅŸladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile baÅŸlayan savaÅŸta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912′de Balkan Savaşı baÅŸlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaÅŸa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya AteÅŸemiliterliÄŸine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. AteÅŸemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı baÅŸlamış, Osmanlı İmparatorluÄŸu savaÅŸa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere TekirdaÄŸ’da görevlendirildi.
1914 yılında baÅŸlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915′te Çanakkale BoÄŸazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiÄŸi 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu baÅŸarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 AÄŸustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 AÄŸustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 AÄŸustos’ta Kireçtepe, 21 AÄŸustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale SavaÅŸlarında yaklaşık 253.000 ÅŸehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiÅŸtir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir.
Mustafa Kemal Çanakkale SavaÅŸları’dan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916′da tümgeneralliÄŸe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaÅŸarak MuÅŸ ve Bitlis’in geri alınmasını saÄŸladı. Åžam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 AÄŸustos 1918′de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı baÅŸarılı savunma savaÅŸları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve baÅŸladı.
Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını iÅŸgale baÅŸlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu MüfettiÅŸi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 AÄŸustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluÅŸu için izlenecek yolun belirlenmesini saÄŸladı. 27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet BaÅŸkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, KurtuluÅŸ Savaşı’nın baÅŸarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya baÅŸladı.
Türk KurtuluÅŸ Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’I iÅŸgali sırasında düşmana ilk kurÅŸunun atılmasıyla baÅŸladı. 10 AÄŸustos 1920 tarihinde Sevr AntlaÅŸması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu paylaÅŸan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleÅŸmesini saÄŸlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman MaraÅŸ Åžanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 AÄŸustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, BaÅŸkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 AÄŸustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e MareÅŸal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. KurtuluÅŸ Savaşı, 24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan AntlaÅŸması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr AntlaÅŸması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliÄŸe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸu müjdelenmiÅŸtir. Meclisin Türk KurtuluÅŸ Savaşı’nı baÅŸarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluÅŸunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922′de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluÄŸu’yla yönetim baÄŸları koparıldı. 29 Ekim 1923′te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliÄŸiyle ilk cumhurbaÅŸkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız ÅŸartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda
barış” temelleri üzerinde yükselmeye baÅŸladı.
Atatürk Türkiye’yi “ÇaÄŸdaÅŸ uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beÅŸ baÅŸlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi TeÅŸvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluÅŸlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereÄŸince, 24 Kasım 1934′de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 AÄŸustos 1923 tarihlerinde TBMM BaÅŸkanlığına seçildi. Bu baÅŸkanlık görevi, Devlet-Hükümet BaÅŸkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaÅŸkanı seçildi. Anayasa gereÄŸince dört yılda bir cumhurbaÅŸkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaÅŸkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. CumhurbaÅŸkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet baÅŸkanlarını, baÅŸbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde KurtuluÅŸ Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluÅŸunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.
Atatürk özel yaÅŸamında sadelik içinde yaÅŸadı. 29 Ocak 1923′de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 AÄŸustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. YaÅŸayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeÅŸine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreÅŸe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeÄŸi Fox’a çok deÄŸer verirdi. Zengin bir kitaplık oluÅŸturmuÅŸtu. AkÅŸam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. DoÄŸayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman ÇiftliÄŸi’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.

ATATÜRK’ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ

Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı baÅŸlarında Yalova’da bulunduÄŸu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileÅŸmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına raÄŸmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneÅŸ altında askerî birliklerimizi teftiÅŸ edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiÄŸimillî dava uÄŸruna kendi saÄŸlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teÅŸhisi kondu.

Deniz havası iyi geldiÄŸi için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına baÅŸkanlık etti. 4 Temmuz 1938′de Hatay AntlaÅŸması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, saÄŸlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileÅŸmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938′de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beÅŸinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.

29 Ekim 1938′de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, BaÅŸbakan Celâl Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile baÅŸlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiÅŸtir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının ÅŸan ve ÅŸerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduÄŸuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiÅŸtir.

Atatürk 1 Kasım 1938′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu BaÅŸbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, saÄŸlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan baÅŸka eÄŸitim ve kültür konularına da temas edip gençliÄŸin millî ÅŸuurlu ve modern kültürlü olarak yetiÅŸmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliÅŸtirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduÄŸu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliÄŸinin kültürde olduÄŸu gibi spor sahasında da idealine ulaÅŸtırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduÄŸu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

Atatürk’ün hastalığı tekrar ÅŸiddetlendi. 8 Kasımda saÄŸlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya baÅŸlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileÄŸiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beÅŸ geçe, insan için deÄŸiÅŸmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti deÄŸil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.
Üç gün üç gece, gözü yaÅŸlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduÄŸu saygı, minnet ve baÄŸlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Åžerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaÅŸları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiÅŸ olan yabancı gemilerin eÅŸlik ettiÄŸi Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi.

Atatürk’ün vefatı üzerine cumhurbaÅŸkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi BaÅŸkanı, bakanlar, Genelkurmay BaÅŸkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduÄŸu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiÅŸ olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleÅŸtirildi.



BASINDA ATATÜRK

Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

DIŞ BASINDAN ATATÜRK

  • Çağımızın en büyük liderlerinden biriydi.Türkiye’nin,dünyanın en ileri ülkeleri arasında hakettiÄŸi yeri almasını saÄŸlamıştır.
    General Mc.Artur (A.B.D 1938)

  • Atatürk,yalnız Türkiye’nin deÄŸil bütün DoÄŸu’nun Ata’sı idi.
    Altes Veli Han(Afganistan,1938)

  • Atatürk,kiÅŸilik ve yeteneÄŸin dev gibi bir simgesiydi.
    National Tidense Gazetesi(Danimarka,1938)
  • Çökmüş bir ülkeye geçmiÅŸin tarihsel deÄŸerini geri veren Atatürk olmuÅŸtur.
    Massagero Gazetesi (İtalya 1938)

  • Atatürk,tarihte ülkesinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır.
    Le Morgen Bladet Gazetesi

  • Atatürk Türkiye’yi utanma ve çöküntüye uÄŸramaktan kurtardı.
    Gazete Polka(Polonya 1938)

  • Atatürk’ün ölümü yalnız Türk Ulusu için deÄŸil,O’nun örneÄŸine çok muhtaç olan bütün doÄŸu ulusları için de büyük kayıptır.
    Eleyyam Gazetesi(Suriye 1938)

  • Atatürk’ün ölümü gerek Türkiye için gerekse bütün dostları için derinliÄŸi ölçülmez bir kayıptır.
    İzvestia Gazetesi(Rusya)

    İÇ BASINDAN ATATÜRK

  • EÅŸsiz Kahraman Atatürk,vatan sana minnettardır.
    İsmet İnönü Cumhurbaşkanı

  • Çoktan, pek çoktan beri bu millet bir oÄŸlunun kiÅŸiliÄŸinde böylesine kendini bulmamıştı.
    Yahya Kemal Beyatlı

  • Atatürk düşünceleriyle bitmeyen insandır.
    Orhan Seyfi Orhon

  • GerçeÄŸe giden bütün yollar O’nda birleÅŸiyor.O’nda tamamlanıyoruz.O’na sırtını çeviren çeviren düşünce bizden deÄŸildir.
    Cahit Tanrıyol

  • Atatürk,dinamik bir ruha sahiptir.O’na tutunan insan olduÄŸu yerde kalmaz. Atatürk,geliÅŸtirici ve geniÅŸletici bir düşünceye sahiptir.O’nun arkasından gidenler geride kalmaz.
    Cemal Gürsel

  • O’na “Ordu yok”dediler “Yapılır”dedi;”para yok”dediler.”Bulunur”dedi;”Düşman çok”dediler, “yenilir!” dedi ve bütün dedikleri oldu.
    İ.Habib Sevük 

  • 

    ANILARLA ATATÜRK

    Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

    ANILARLA ATATÜRK

    HAPI YUTARDI

    Atatürk Galatasaray Lisesi’nde öğrencilerden birine sordu:
    -Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?
    Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup:
    -Hapı yutardı…dedi.
    Bu yanıt Atatürk’ün hoÅŸuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.

    YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR

    Kral Edvard İstanbul’a geldiÄŸi zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaÅŸtı.
    Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz dalgalıydı.Kralın bindiği motor,inip çıkıyordu.
    İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada,eli yere değerek tozlandı.
    O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu.
    Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk:
    -Yurdumun toprağı temizdir,o elinizi kirletmez,diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

    DEVRİM BİR ANDA OLUR YA DA OLMAZ

    Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti.
    Yaşlı,genç,kadın,erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı.
    Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okur yazar olmuştu.
    yazı devriminin en dikkate deÄŸer yanı,Atatürk’ün bu devrimin yerleÅŸmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiÅŸ olmasıdır.
    Örneğin bazı kimseler kendisine:
    -Paşam,ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım.
    O kuşakla birlikte ortaokulu,liseyi ve üniversiteyi izletelim,diyorlardı.
    Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. -Devrim ya bir anda olur,yada hiç olmaz,dedi.

    YAPACAKLARIMDAN SÖZ EDİN

    Bir soruÅŸturma dolayısıyla,Atatürk’ün baÅŸardığı iÅŸlerden Vasıf Çınar söz açmıştı.
    Kendisine Sordu:
    -Sizin en büyük eseriniz hangisidir?
    Atatürk’ün kısa cevabı ÅŸu olmuÅŸtu:
    -Benim yaptığım işler,biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir.Fakat,bana yaptıklarımdan değil,
    Yapacaklarımdan söz edin.

    BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK

    Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk’ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O’na “başöğretmen” denilmeye baÅŸlanmıştı.
    Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
    KurtuluÅŸ Savaşı’ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmiÅŸti:
    -Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
    Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
    -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
    Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
    Birgün Atatürk’ün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
    Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
    Atatürk:
    -Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.

    

    VECİZELERİ

    Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

    ATATÜRK VECİZELERİ

  • Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek deÄŸildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

  • Cumhuriyeti,ve onun gereklerini yüksek sesle anlatınız.Bunu yüreklere yerleÅŸtirmek için elveriÅŸli olan hiçbir durumu kaçırmayınız.

  • Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaÅŸayacaktır.1923

  • Ben,Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneÅŸ doÄŸacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 1937

  • Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür;Cumhuriyet erdemdir.

  • Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuÅŸ müesseseler her tarafta yıkılmaÄŸa mahkûmdurlar. 1929

  • Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.1923

  • Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduÄŸu gibi bugün de en muhterem mevkide, her ÅŸeyin üstünde yüksek ve ÅŸerefli bir mevcudiyettir. Memleket dayanışma isteyen bir birliÄŸe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.1925

  • Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluÄŸundan ve onların yetiÅŸtirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924

  • Türk milleti kahramanlıkta olduÄŸu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun BaÅŸkumandanı olduÄŸumdan daima mesut ve bahtiyarım. 1927

  • Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peÅŸinde koÅŸan gibi, hayal ÅŸakıyan bir ÅŸair gibi deÄŸil, onları söylemekliÄŸim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliÄŸimden idi.1923

  • Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aÅŸağılığı kabul etmez.1919

  • Türk milletinin istidadı ve katî kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan, ilerlemektedir.

  • Türk köylüsünü ‘Efendi’ yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez İnsaf ve merhamet dilenmekle millet iÅŸleri, devlet iÅŸleri görülemez; millet ve devlet ÅŸeref ve bağımsızlığı temin edilemez.1927

  • Mesuliyet yükü herÅŸeyden, ölümden de ağırdır.1915

  • Dünya üzerinde yaÅŸamış ve yaÅŸayan milletler arasında demokrat doÄŸan yegâne millet Türklerdir. 1937

  • Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. Ben gerektiÄŸi zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceÄŸim.1937

  • Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm! 1920.

  • 

    Tüzük

    Kategorilenmemiş - 10 Mayıs 2008

    ATATワRKヌワ DワSワNCE DERNEÄžÄ? TワZワĞワ

    Atatrk Dsnce DerneÄŸi, 16.04.1993 gnl,21554 sayılı Resm Gazete’de yayımlanan Bakanlar

    Kurulu’nun 28.03.1993 gnl, 93/4239 sayılı kararıyla “Kamu Yararına ヌalısan Dernekler” arasına

    alınmıstır.

    “KURULUS NEDENÄ?

    Atatrk’n bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan iteki ve dıstaki kimi olumsuz

    gler, O’nun yeni Trk Devletini yaratma doÄŸrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919′un zerinden tam

    70 yılın getiği bu gnlerde, Atatrk devrim ve ilkelerine karsı, aık ya da kapalı saldırılarını doruğa

    ulastırmıs bulunmaktadır. Bundan daha kts, plnlı ve sinsi bir alısma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte

    yok etmek abası iindeler.

    Oysa Atatrk;

    Sadece “bağımsızlığı tmyle tehlikeye dsms Trk Ulusunu ve yurdunu emperyalist glerin isgalinden

    kurtaran bir byk asker “deÄŸildir.

    O, bunun ok daha tesinde, rneÄŸin siyasal, kltrel ve ekonomik alanlar basta olmak zere, her alanda

    bağımsızlığımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan;

    Ulusal egemenliÄŸi gereklestirerek Trkiye Cumhuriyeti’ni kuran ;

    Kisisel inanlara dokunmayarak, toplumumuzu OrtaaÄŸ zihniyetinden ve seriattan kaynaklanan “nakil”e

    dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, srekli biimde ağdas ve uygar bir ulus olmanın ve byle kalmanın

    yollarını gsteren , “akıl”a dayalı lik dsnce, lik hukuk ve lik ÄŸretim sistemlerini toplum yasamında

    egemen kılan;

    Tm zgrlklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve oğulcu demokrasinin yolunu aan;

    Yzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna dsrlms Trk kadınını gerek yerine ykseltip, esit haklara ve

    esit onura sahip insan ve yurttas yaparak ,yapay esitsizlikleri kaldıran;

    2

    Ä?ten ve dıstan kaynaklanan her tr smrye karsı ıkarak, halkın yalnız siyasal deÄŸil, ekonomik ve sosyal

    alanda da gerek efendi durumuna gelmesini ve tm yurttasların gnencini devletin varlık nedeni ve amacı

    sayan;

    Ulusal ekonominin girisimcilerin keyfine, yalnız kr ve rekabet mekanizmasına gre basıbos biimde

    islemesine değil, toplumun ve tm yurttasların gereksinimlerini karsılayacak biimde devlet tarafından

    ynlendirilmesini ilke olarak benimsemis ve benimsetmis olan;

    Yurdumuzun yeraltı ve yerst zenginliklerinden, Trkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul

    ettiren;

    Misak-ı Mill sınırları iinde “Trk’m” diyen herkesin Trk olduÄŸu ltn getirerek, ırkılığı reddedip;

    yapıcı, olumlu ve ağdas Trk Ulusalcılığını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan;

    Her yurttasın eÄŸitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, “fikri hr, irfanı hr, vicdanı hr kusaklar”ın

    yetistirilmesini devletin basta gelen grevi yapan;

    Kltr emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eğitimin yaygınlastırılabilmesi iin yeni Trk harflerini kabul

    etmenin yanında Trk dilinin arındırılması ve zenginlestirilmesini byk bir toplumsal grev sayan;

    Trk Ulusunun tarihini, aÄŸdas insan kkenine baÄŸlayan;

    “Yurtta barıs, Dnyada barıs” ilkesi ile devlet yasamında ve uluslararası iliskilerde kaba kuvveti, ırkılığı,

    saldırı savasını mahkm eden;

    Dıs politikada “Dnya uluslar ailesinin esit haklara sahip onurlu bir yesi olma” ltn ve “karsılıklılık

    kuralını” vazgeilmez ilke yapan;

    Btn ulusların insanlık ailesinin bir parası olduğunu vurgulayarak, insanlığın btnlesmesi dsncesinin

    tohumlarını atan ヌağdas Devlet Kurucusudur.

    Bu durum karsısında Atatrk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın zmlenmesinde ısık tutucu

    niteliÄŸe ve yaratıcı gce sahip olduÄŸuna inananlar, “Atatrk Dsnce DerneÄŸi”ni kurarak, O’nun devrim

    ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekilik yapma zorunluluğunu

    duymuslardır.

    Kurucular Kurulu-19 Mayıs 1989 “

    BヨLワM I

    DERNEÄžÄ?N KURULUSU, ADI, AMACI VE ワYELÄ?K

    DERNEÄžÄ?N ADI

    MADDE 1. Atatrk ve Atatrklk konusunda ilerici bir anlayısla bilimsel, toplumsal ve kltrel

    alısmalar yapmak zere Trkiye Cumhuriyeti yasalarına gre ATATワRKヌワ DワSワNCE DERNEÄžÄ?

    (ADD) adlı bir dernek kurulmustur.

    GENEL MERKEZ ve SUBELER

    MADDE 2. DerneÄŸin Genel Merkezi Ankara’dadır.

    3

    MADDE 3. Dernek Ankara’dan ynetilip ynlendirilen alısmalarını tm yurt dzeyinde yrtr.Ä?stem

    gelmesi durumlarında, Genel Merkez Ynetim Kurulu’nun incelemesi sonucunda, Genel Ynetim

    Kurulu’nun nerisi zerine, Atatrk Dsce Derneği (ADD)Genel Merkez Genel Kurulu kararı ile, yurt

    iinde ve yurt dısında subeler aabilir. Yurt iinde ve yurt dısında, Genel Merkez Genel Ynetim Kurulu

    kararı ile temsilcilikler aılabilir. Yurt dısında aılan subeler, Genel Merkez Genel Ynetim Kurulu (GYK)

    olurunu almadan bir st kurulusa (federasyon ya da konfederasyona) ye olamazlar.

    Genel Merkez ye alımında bulunmaz. ワye alımları sadece subelerce yapılır. Genel Merkez ワyeleri Kurucu

    yelerden olusur. Bu kisiler aynı zamanda Genel Merkez Ynetim , Denetim ve Disiplin Kurulu yeleri ile

    birlikte Genel Merkez delegelerini olustururlar.

    DERNEÄžÄ?N AMACI

    MADDE 4. DerneÄŸin amacı; Atatrk’n nderi olduÄŸu Trk Devrimi’ni ve bu Devrimin temelini

    olusturan basta Altıok, Atatrk ilkelerini her alanda ilerlemeye aık ve srekli gelistirici nitelikteki dsnce

    sistemini, Devrimin bugnk sonularını ve yarınlara uzantılarını,Atatrk’n dsncelerini, davranıslarını,

    savasımlarını ve yapıtlarını inceleme, arastırma konusu yapmak, bunlara karsı girisim, adım ve akımlarla

    yasalar erevesinde dsn savasımı vermektir.

    Atatrk’, AtatrklÄŸ ve her alandaki uygulamalarını benimseyenlerin glerini bu baÄŸlamda birlestirip

    Atatrk’n belirlediÄŸi erekler doÄŸrultusunda atılımları yaygınlastırıp srdrmek, devrim karsıtlarının ulusal

    yasamı geriye ekme abalarından toplumu korumak iin her alanda aydınlatıcı ve uyarıcı hizmetler

    vermelerini gereklestirmektir.

    Atatrk’, yapıtlarını ve Atatrk dsnceyi yıpratmak ve ktye kullanmak amacıyla yapılan her tr

    kalkısmaya, sz ve eyleme gereken yanıtı vermek, olumsuzluk ve aykırılıkları gidermek, Atatrk’n

    anlayısının, dsncesinin,ilke ve atılımlarının zn tm anlamıyla aıklayıp değerlendirerek savunmaktır.

    Hibir ayrım gtmeden ve gzetmeden, anayasal demokratik dzen gvencesinde insan hak ve

    zgrlklerini stn tutarak yurttasları tam esitlikle kucaklayıp ulusal dayanısmanın temeli olan toplumsal

    barısı srekli kılmak, her tr terre ve smrye karsı ıkarak Trkiye Cumhuriyetini ağdas sosyal hukuk

    devleti niteliğiyle sonsuza değin bağımsız yasatma istencini ve bu yolla Trkiye aydınlanmasını

    glendirmektir.

    AMACIN GERヌEKLESMESÄ? Ä?ヌÄ?N YAPILACAK ヌALISMALAR

    MADDE 5. Dernek, amacına ulasmak iin :

    a) Trk Devrimi’ni, Atatrk’, AtatrklÄŸ, basta siyasal ve ekonomik, her alanda tam bağımsızlık, ulusal

    egemenlik, Lozan Barıs Antlasması, lik cumhuriyet, eÄŸitim ve ÄŸretim birliÄŸi olmak zere Atatrk’n

    devrim ve ilkelerini tanıtıp benimsetmek iin bilimsel, kltrel, sanatsal ve toplumsal alısmalara ncelik ve

    ağırlık verir. Yapacağı ve yaptıracağı incelemelerle Atatrk’n sz, yazı ve eylemleriyle birlikte baskalarınca

    aktarılan ve değerlendirilen grslerini de ortaya ıkarır, sonularını yayımlar.

    b) Atatrk Dsnce konusunda gerekli arastırmaları yapmak ve sonularını kamuoyunun yararlanmasına

    sunmak zere uzmanlar kurulu niteliğinde Atatrk Akademisiyle bu Akademiye bağlı enstitler, arastırma

    merkezleri, Atatrk BelgeliÄŸi kurar.

    c) Trk Devrimi’yle Atatrk ilkelerinin, Atatrk’n grs ve davranıslarının dsn kaynağını devrimci

    anlayıs ve tutumla halk kitlelerine yansıtıp benimseterek, Trkiye’nin sorunlarına Atatrklk ynnden

    zmler retir ve O’nun dsnce kalıtını korumak iin Ulusumuzdaki birikimi devinime sokar.

    4

    d) Ulusal egemenliği tam olarak gereklestirmek, Ulusu tam bağımsızlık ilkesi uyarınca usa, bilime ve

    barısseverliÄŸe ncelik vererek Atatrk’n amaladığı aÄŸdas uygarlık dzeyinin stne ıkarmak iin gerekli

    alısmaları yapar .

    e) Grslerini duyurmak ve benimsetmek iin her tr bilimsel toplantı, sanat ve spor etkinlikleri, gsteri

    yrysleri, yarısmalar dzenler ve dzenletir. Bu alısmalarını baska kuruluslar ve uzman kisilerle isbirliği

    gereklestirerek ortak etkinlikler biiminde de srdrebilir .Bu doğrultuda basın yayın kurulusları (yazılı ve

    grsel), bilim ve eğitim kurumları ve uygun olan kisi ve kuruluslarla iliski kurarak uygulamalar ve

    alısmalar gereklestirir. Yasal yolları izleyip gerekli islemleri tamamlayarak yurt dısındaki, Kemalist kisi ve

    kuruluslarla isbirliği yapar, benzer alısmalarda bulunur.

    f) Eğitsel, ğretisel, ekinsel, bilimsel ve tm toplumsal alısmalar iin gerekli ynetsel olurları alarak; okul,

    derslik, yurt, konukevi, pansiyon, kitaplık, okuma odaları, kltr ve sanatevi aar ya da atırır; sanat, ekin,

    turizm, spor ve br toplumsal ierikli alısmalar yapar ve bu konularla ilgili dil ğretimi, el becerileri,

    uzmanlık amalı folklor, tiyatro, ulusal oyunlar ve benzeri tm dallarda kurslar dzenler, bu konularda ilgili

    kurum ve kuruluslarla isbirliği yaparak basarılı olanlara belgeler, yarasır olanlara dl ve burs verir.

    g) Giderleri karsılamak amacıyla sergi, spor, kltr ,sanat ve eğlence etkinlikleri, toplantılar, i ve dıs geziler,

    yemek, kermes ve panayırlar dzenler, yaz okulları, kamplar, asevleri, tesisler aıp isletebilir (ワye

    olmayanlarla kk yastakilerin spor ve sanat etkinlikleriyle eğitim ve ğretim vb. alısmalarından

    yararlanmaları velilerinin oluruyla Ynetim Kurulu kararına bağlıdır).

    h) ワyelerinin yararlanması iin lokaller, ocuk yuvaları, bakım ve dinlenme evleri, sağlık birimi ile is

    atlyeleri aabilir.

    i) Derneğin amacına ulasmasında akalı olanakları sağlamak iin Vakıf kurabilir ya da kurulmus vakıflara

    katılabilir.

    j) ヌalısmalarını duyurmak iin amaları doğrultusunda kitap, gazete, dergi, yazanaklar yayımlar, yelerine

    dağıtmak zere alısma ve bilgilendirme bltenleri ıkarır.

    k) Her alanda kisi ve kurum olarak yılın Atatrklerini belirler, belge ve dl verir.

    l) Dernek; amacı doğrultusunda alısan br dernek, vakıf vb. demokratik kitle kuruluslarıyla Kemalist

    izgi temel alınarak ortak alısma alanı (platform) olusturur.

    m) Yurtdısı subeler aracılığıyla br benzer Kemalist dernek, vakıf vb. kuruluslarla dayanısma sağlayarak

    uluslararası etkinliklerde bulunur. Yabancı lkelerin yazılı dzenlemeleri dikkate alınarak aılacak bu subeler

    de, tıpkı yurtii subeler gibi dernek tzğne uygun alısmalar yapar ve Genel Merkez Genel Kurullarına

    ye sayılarına uygun delegelerle katılabilirler. Genel Merkezin yurtii subeleri dikkate alarak hazırladığı

    genelgeler ve aldığı kararla,r yurtdısı subeler iin de geerlidir.

    n) Dernek bro hizmeti, gnlller veya ynetim kurulu kararıyla greve baslatılan cretliler aracılığıyla

    yrtlebilir. ワcretli alınması Genel Merkezin onayına bağlıdır.

    5

    ワYELÄ?K

    MADDE 6. DerneÄŸin “Kurulus Nedeni”ni, ama ve ilkelerini benimseyerek bu doÄŸrultuda alısmayı kabul

    eden, Dernekler Yasası’nın ngrdÄŸ kosulları tasıyan, 18 yasını bitirmis her yurttas DerneÄŸe ye olabilir.

    a) Trkiye Cumhuriyeti yurttası olmayanların Dernek yeliÄŸine alınabilmeleri, Trkiye’de oturma hakkına

    sahip olmasını gerektirir. Onursal yelik iin bu kosul aranmaz.

    b) ワye olma sreci, son ayda ekilmis fotoğraf ekli, iki yenin tanıtmasını ve sabıkası olup

    olmadığına iliskin kendisinin, tanıtan yenin ya da sube yetkililerinin imzalı aıklamasını ieren yelik

    basvurusu, ilgili Sube Baskanlığı’na verilmesiyle baslar.

    Basvurular, Sube Yazmanınca incelenir varsa eksiklikler tamamlattırılarak, Genel Merkezin basvuru

    hakkındaki grsnn alınması iin Genel Merkez Genel Sekreterliğine gnderilir.

    Genel Merkez Genel Sekreterliğince ye hakkında belirtilen grsn Sube Ynetimine gelmesinden

    itibaren basvuru Sube Ynetim Kurulunun ilk toplantı gndemine alınır.

    Sube ynetim kurulu yelik basvurusu hakkında kabul ya da red kararı verir.

    Sube Ynetim Kurulu, yeliğe kabul seklindeki kararını , Genel Merkeze gnderir ve Genel Merkez

    Ynetim Kurulunca ye kayıt numarası ve ye kimlik kartı alması ile ye kayıt defterine kaydedilir.

    Sube Ynetim Kurulu, yeliğe red kararında gereke gstermekle ykml değildir.

    Tm bu yeliğe kabul islemleri 30 gn iinde yapılmak zorundadır.

    c) Basvuru belgesi ilgili Subede saklanır.

    ワyeler, esit haklara sahip olup her yenin bir oy hakkı vardır.

    ワYELÄ?K ï¾–DENTÄ?LERÄ?

    MADDE 7.

    a.ワyelik ヨdentisi yıllık 12 YTL.-(oniki YTL) dir. (aylık bir YTL.-) ワyelik dentisi her yılın basında pesin

    veya Nisan ve Eyll aylarında taksitli olarak ilgili Subeye denir. Bu miktarları artırmaya Genel Merkez

    Genel Kurulu yetkilidir. ヨdenti yıl sonuna dek denmez ise yelik, sube ynetim kurulu kararı ile

    bildirimsiz olarak dsrlr.

    b. Yeni ワye olanlardan giris dentisi (kimlik bedeli dahil) 5 YTL (bes YTL ) alınır. ワyelik basvurusunda

    bulunan kisi, basvuru formunu ilgili Subeye teslim eder. Sube Ynetim Kurulunca basvurusu kabul edilen

    Aday ワye, giris dentisinin tamamını Genel Merkezin banka veya posta eki hesabına yatırıp, alındısını

    ilgili Subeye teslim ettikten sonra Sube, Aday ワyenin denti alındısından Genel Merkez’e gndermesi

    gereken blmn ay iinde Genel Merkeze gndermekle ykmldr.

    c. ワyelerin dentileriyle ilgili izleme grevi Subelerce yapılır.

    d. Yıllık ye dentilerinin te biri Genel Merkeze gnderilir.

    6

    ワYELÄ?ÄžÄ?N DワSMESÄ?, ワYELÄ?KTEN ヌIKMA VE ヌIKARILMA

    MADDE 8.

    a) Yıllık denti ykn sresi iinde yerine getirmeyen yenin yeliği, 31 Aralık tarihi itibarıyla Sube

    Ynetim Kurulu kararıyla dsrlr ve durum Genel Merkez’e bildirilerek kayıtlara geirilir. Kaydı

    kapatılan kisi gemise dnk denti borlarını demeden yeniden ye olamaz.

    b) Her ye yazılı olarak bildirmek kaydı ile yelikten ayrılabilir.ワyenin istifa dilekesi ilgili ynetim

    kuruluna ulastığı anda ıkıs islemi sonulanmıs sayılır. Bu durum Genel Merkeze bildirilerek yenin kaydı

    silinir.

    c) ワyelik iin yasal kosulları yitirenlerle Dernek TzÄŸndeki “Kurulus Nedeni” ne, amaca, amacı

    gereklestirmek iin yapılacak alısmalara ve Dernek kararlarına aykırı alısmalarıyla yelikle bağdasmayan

    eylemleri saptananlar, Trk Devrimi ve Atatrk ilkelerine karsı davranıslara girenler, Tzğe aykırı

    tutumlarıyla Dernek yeliğinde kalması sakıncalı grlenler, Dernek alısmalarını aksatanlar, Derneğe,

    yeleriyle organlarında alısanlara ve grevlilere karsı sz, yazı ve eylemlerle olumsuz abalarda bulunanlar;

    genel ahlk kurallarını iğneyenler hakkında gerekli disiplin islemi uygulanarak Dernek yeliğinden

    ıkarılırlar.

    ヌıkarılan yenin Genel Kurula itiraz hakları vardır.

    Haklarında ıkarmayı gerektiren yakınmada bulunulan yelerle ilgili belgeler, bağlı bulunduğu Subenin

    aldığı yazılı savunmalarıyla birlikte Genel Ynetim Kuruluna sunulmak zere Genel Yazmanlığa gnderilir.

    GYK, sorusturma aılmasına karar verdikten sonra dosyayı Genel Disiplin Kurulu’na iletir. Genel

    Disiplin Kurulu’nun en ge bir ay iinde bildireceÄŸi grs ve kanaat ile birlikte dosya karar verilmek zere

    Genel Merkez Ynetim Kuruluna iade edilir.Genel Merkez Ynetim Kurulu gereği yapılmak zere, ye ile

    ilgili raporu sube ynetim kuruluna gnderir.Karar sube ynetim kurulu tarafından verilir

    GYK, sorusturma amaya yeterli bulmadığı dosyayı Genel Disiplin Kurulu’na gndermeyerek

    sorusturmanın genisletilmesi iin Subesi’ne geri evirebilir ya da Sube’nin istemini reddeder.

    Dsme , ilisik kesme, ıkma ve ıkarılma ye kayıt defterine islenir.

    ワyelikten ıkarılma kararları tm Subelere duyurulur. ヨdenti borcu nedeniyle yelikten ıkarılan ye,

    borcunu derse yelik iin bir kez daha basvurabilir.

    ONUR ワYELÄ?ÄžÄ?

    MADDE 9. Derneğin amalarının gereklemesi doğrultusunda katkıları bulunan gerek ya da tzel

    kisilere, Sube Ynetim Kurullarının ya da en az iki yesinin nerisi zerine Genel Ynetim Kurulu’nun 2/3

    oyla alacağı kararla ya da Genel Kurul kararıyla onur yeliği verilir. Onur yeleri, Genel Kurul ve ilgili

    komisyon toplantılarına katılıp konusma yapabilirler, oy kullanamaz, organlara seilemez ve denti

    vermezler. Onur yeliği belgesi ve kimlik kartı kendilerine ayrıca sunulur.

    7

    BヨLワM II

    DERNEÄžÄ?N ORGANLARI, Gï¾–REV VE YETKÄ?LERÄ?

    MADDE 10. Derneğin organları sunlardır:

    Genel Merkez Organları

    a) Genel Merkez Genel Kurulu

    b) Genel Ynetim Kurulu

    c) Genel Denetleme Kurulu

    d) Genel Disiplin Kurulu

    Sube Organları

    a) Genel Kurul,

    b) Ynetim Kurulu

    c) Denetleme Kurulu

    d) Disiplin Kurulu

    GENEL KURUL

    MADDE 11. Derneğin en byk ve en yetkili organı olan Genel Kurul:

    a) Genel Ynetim Kurulu ワyeleri

    b) Genel Denetleme Kurulu ワyeleri,

    c) Genel Disiplin Kurulu ワyeleri

    d) Genel Merkeze kayıtlı ワyeler,

    e) Sube Baskanları,

    f ) Sube Delegelerinden olusur.

    GENEL KURUL TOPLANTILARI

    MADDE 12. Genel Merkez Genel Kurulu iki yılda bir, Mayıs ayı iinde, hazırlanan gndemi grsmek

    zere GYK tarafından Ankara’da toplantıya ağırılır. Ayrıca GYK, Genel Denetleme Kurulu’nun ya da

    Genel Kurul delegelerinden beste birinin, yasa ve tzk kurallarına uygun gndemli-gerekeli basvurusu

    zerine, GYK tarafından, basvuru tarihinden baslayarak otuzgn iinde olağanst toplantıya ağrılır.

    Hukuksal sekil ve ieriğe uygun olmasına karsın toplantı ağrısı yapılmazsa, Genel Denetleme Kurulu veya

    toplantı isteğinde bulunan yelerden birinin basvurusu zerine, yerel Sulh Hukuk Yargıcı durusma yaparak,

    Dernek yeleri arasından kisilik bir kurulu, Genel Kurulu toplantıya ağırmakla grevlendirir.

    Sube genel kurullarının, Genel Merkez Genel Kurulu kurallarına uygun yntemle, Genel Merkez Genel

    Kurulundan en az iki ay nce yapılması zorunludur. Aksi halde Sube, Genel Kurul’da temsil edilemez.

    Sube Ynetim Kurulu’nun, yedeklerin de ağrılmasından sonra ye tam sayısının yarısının altına dsmesi

    durumunda genel kurul, bir ay iinde, grevde kalan yelerce veya denetleme kurulunca toplantıya ağrılır.

    ヌağrı sonrasında organları seilemeyen Subeler kendiliğinden fesih olur.

    ヌAÄžRI Yï¾–NTEMÄ?

    MADDE 13.

    Genel Merkez Genel Kuruluna katılma hakkı olan yelerin izelgesi GYK, subeler genel kuruluna katılacak

    yelerin listeleri sube ynetim kurulunca dzenlenir. Genel Kurula katılma hakkı olan yeler, en az onbes

    gn nceden, gn, saati, yeri ve gndemi bir gazetede ilan edilmek veya yazılı yada elektronik posta ile

    yelere bildirilmek suretiyle toplantıya ağrılır. Bu ağrıda oğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci

    toplantının hangi gn ve saatte nerede yapılacağı da belirtilir. Ä?lk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki sre

    yedi gnden az altmıs gnden fazla olamaz.

    8

    Toplantı, oğunluk sağlanamaması sebebi dısında bir nedenle geri bırakılırsa, bu durum geri bırakma

    sebepleri de belirtilmek suretiyle ilk toplantı iin yapılan ağrı usulne uygun olarak yelere duyurulur ve

    birinci fıkradaki usule uygun ikinci toplantı iin aÄŸrı yapılır. Ä?kinci toplantının geri bırakma tarihinden

    itibaren en ge altı ay iinde

    yapılması zorunludur.

    TOPLANTI YETER SAYISI

    MADDE 14. ADD Genel Kurulu, katılma hakkı bulunanların yarıdan bir fazlasıyla toplanır. Ä?lk toplantıda

    bu sayı sağlanamazsa ikinci toplantıda oğunluk aranmaz. Ancak, ikinci toplantıya katılan ye sayısı, Genel

    Ynetim Kurulu, Genel Denetleme Kurulu ye sayısı toplamının iki katından az olamaz.

    TOPLANTI Yï¾–NTEMÄ?

    MADDE 15. ADD Genel Kurul toplantı duyurusu, alısma raporu alısma dnemini ieren bilano ve

    ayrıntılı gelir- gider tablosu ile birlikte Genel Kurul toplantı tarihinden en az on bes gn nce Genel

    Merkezin web sitesinde ilan edilir. ADD Genel Kurulu’na katılacak yeler, GYK tarafından onaylanan

    izelgedeki adlarının karsısına imza koyup, tanıtma belgesiyle birlikte alısma ve denetleme raporlarını ve

    eklerini alarak toplantıya girerler. Yeterli sayının sağlandığı bir tutanakla saptanarak toplantı, Genel Baskan

    ya da bir MYK yesi tarafından aılır. Aılıstan sonra Genel Kurulu ynetmek zere bir Baskanlık Kurulu

    (Divan Baskanı, Divan baskan yardımcısı ve iki yazman ye) seilir. Toplantıyı Genel Kurul Baskanı

    ynetir. Tutanaklar yazmanlarca tutulur ve Baskanlık Kurulu ワyelerince tm imzalanır. Toplantı sonunda

    tutanaklar ve tm belgeler, seilen en yaslı GYK yesine teslim edilir.

    Genel Kurul’da yalnız gndemde olan konular grslr. Ancak, toplantıda hazır bulunanlardan en az

    onda birinin yazılı nerisiyle istenilen konuların gndeme alınması zorunludur. Her yenin bir oy hakkı

    olup, baskası yerine ya da adına oy kullanılamaz. Kararlar oy okluğuyla alınır.

    Genel Merkez organlarına seilen sube baskanları ve organ yeleri, sube grevlerinden ayrılmak

    zorundadır.

    Seimlere aday gsterilen ya da aday olanların soyadı sırasına gre adları duyuru tahtasına yazılır. Genel

    Kurula katılan ye, bu listeden uygun grdğ kadar adı yine Genel merkez mhryle mhrlenmis oy

    pusulalarına en ok asıl ye sayısı kadar ad yazarak oyunu kullanır. Bu yntemde yedek ye listeye yazılmaz.

    Oy sıralamasına gre yedekler belirlenir.

    ADD Genel Merkezi’nin mhrn tasıyan oy pusulaları yine ADD Genel Merkezi’nin mhrn tasıyan

    zarfların iine konularak gizli oy, aık sayım- dkm yntemiyle seim yapılır. Seimin yapılması iin

    Baskanlık Kurulu (Divan) tarafından Sandık Kurulu/ Kurulları olusturulur. Sandık Kurulu/Kurulları,

    yapılan seim sonucu sayım- dkm ve oy pusulalarını kesinlestiren tutanağı dzenledikten sonra, oy

    pusulası ve sayım-dkm tutanaklarını kapalı ve mhrl olarak koruma altına almak ve seimi

    sonlandırmak zere Baskanlık kuruluna tutanak karsılığı teslim eder ve sonular genel kurula hemen

    duyurulur

    GENEL KURULUN Gï¾–REV VE YETKÄ?LERÄ?

    MADDE 16. Genel Kurul’un grev ve yetkileri sunlardır:

    a)Gndemdeki konuları grsmek, GYK ve Genel Denetleme Kurulu raporlarını grsmek

    ve bu Kurulları aklamak.

    b )Gelecek alısma dnemi bte taslağını grsp karara bağlamak.

    c) Ä?tiraz durumunda Ynetim Kurulu kararlarını kesinlestirmek,

    9

    d)GYK, Genel Denetleme Kurulu’ ve Genel Disiplin Kurulu yelerini iki yıl iin semek.

    e) Bir sonraki olağan genel kurula dek geerli olmak zere, ye giris ve yıllık denti tutarlarını belirlemek.

    f)Derneğe tasınmaz mal alınması, gereksinim duyulmayan tasınmazların satılması, ipotek etme ve ipoteği

    zme, bağıs yapma iin GYK’ya yetki vermek.

    g)Birlik ya da federasyon kurmak, bunlara ye olmak ya da bunların yeliklerinden ayrılmak, uluslararası

    alısmalarda bulunmak, yurtdısındaki dernek ve kuruluslara ye olmak ve bunların yeliklerinden ayrılma

    kararı vermek.

    h)Tzk deÄŸisikliklerini gereklestirmek,

    i)Derneğin feshine ve bu durumda Dernek mallarının nereye bırakılacağına karar vermek.

    j) Yasalarda ve Tzkte Genel Kurulca ele alınması gereken konuları karara bağlamak, ilke kararları almak,

    aılacak subeleri belirleyerek bu konuda GYK’na islemlerin yrtlmesi iin yetki vermek.

    GENEL Yï¾–NETÄ?M KURULU VE YワRワTME KURULU

    MADDE 17.GYK yirmi bes asıl, yirmi bes yedek yeden olusur. ワyeler seilmelerinden baslayarak en ge

    bir hafta iinde Genel Merkez’ de en yaslı yenin baskanlığında toplanır. Aralarından gizli oy ve oy okluğu

    ile Genel Baskanı, 2 Genel Baskan Yardımcısını, Genel Yazmanı (Sekreter), 3 Genel Yazman Yardımcısını,

    Genel Saymanı ve Genel Sayman Yardımcısını belirleyerek dokuz kisilik Merkez Yrtme Kurulu’nu

    olusturur. Ayrıca Bilim-Danısma Kurulu yelerini seerek, sorumlu GYK yesini belirler.

    GYK, en az ayda bir Genel Baskan’ın ağrısıyla toplanarak gndemdeki konuları grsr. Karar,

    katılanların salt oğunluğuyla alınır. ワyeliklerden bosalma durumunda ilk sıradan baslayarak yedek yeler

    ağrılır. Sağlık raporları ile Genel Baskan veya GYK tarafından grevlendirilenlerin dısında, zrl bile

    olunsa, yıl iinde toplam kez toplantıya katılmayan GYK yelerinin yelikleri dser.

    Derneği, GYK adına Genel Baskan temsil eder. Tm ynetim ve yazısma isleri Genel Baskan’ın imzasıyla

    ya da O’nun vereceği olurla, Genel Baskan yardımcıları ya da Genel Yazmanca yapılır. Genel Baskan en

    ok kisiyi Genel Baskan Danısmanı olarak grevlendirebilir.

    Genel Baskan, GYK ya da MYK, bir Sube Baskanını ya da bir yeyi Dernekle ilgili belli islerle

    grevlendirebilir. Genel Baskan, MYK ve Kolların da doğal baskanıdır. Dernek alısmaları dzeni ve

    disiplini konularında gerekli nlemleri alır ve yetkili makamlardan Dernek adına istemde bulunabilir.

    GYK, Denetleme Kurulu ve Genel Disiplin Kurulu ワyelerinin grev sreleri iin yrrlkteki Dernekler

    Yasası’nın ilgili kuralları temel alınır. Dnem srelerine bakılmaksızın yeniden seilebilirler. Genel Baskan

    ve Yrtme Kurulu ワyeleri, GYK ye tam sayısının te iki oyuyla grevden alınabilir.

    GENEL Yï¾–NETÄ?M ve MERKEZ YワRワTME KURULLARININ Gï¾–REV ve YETKÄ?LERÄ?

    MADDE 18.

    A-Genel Ynetim Kurulu’nun grev ve yetkileri sunlardır :

    a) Dernek tzel kisiliÄŸini temsil etmek, DerneÄŸin tm islemlerini yrtmek,

    b) Ynetim Kurulu grev dağılımını belirlemek, ( Merkez Yrtme Kurulunu semek )

    c) Bilim-Danısma Kurulu’nun on sekiz yesini semek ve onaylamak, komisyonları ve kolları belirlemek.

    10

    d) Olağan ve olağanst Genel Kurul’u toplantıya ağırarak Genel Kurul hazırlıklarını tamamlamak, Genel

    Kurul’a sunulacak alısma yazanaklarıyla gelecek dnem bte tasarısını hazırlamak, Genel Kurul

    kararlarını yerine getirmek,

    e) Genel Denetleme Kurulu kararlarını uygulamak, Bilim-Danısma Kuruluyla Komisyon ve Kolların uygun

    bulduğu nerilerini yasama geirmek, disiplin kovusturması aılmasına k